FAKİRANE

Fakir ama Gururlu

Ene’l Aşk

“Suyu bildin mi Çelebim?”
“Lütfedip bildirirsen Lalam”“Su, hayatın aynıdır. Hayat sudan ibarettir. Can olan ne varsa nebatatta, hayvanatta ve adem oğlunda, suyu çekip aldığında ondan hayatı da alırsın…”
“Doğrudur Lalam”

“Su temizler, tâhirdir. Susuz kalan nesne kirlenir. İnsan kendini de nefsini de su ile temizlemelidir”
“Hakikattir, Lalam”

“Ve dahi su muallaktır, kalb gibi. Durduğu gibi durmaz, değişir. Gâhi buhar olur göğe uçar, gâhi buz olur yerinde kâvi kalır.”
“Ben su gibi miyim Lalam?”
“Senin özün topraktır ve dahi tabiatın ‘ebu tûrab’ olsa gerektir.”

Çelebi bir nice zamandır zihnini meşgul eden düşüncelerde yüzüp giderken beş vaktin beşinde de bulunması gereken yerde birkaç defa yokluğunu hissettirmişti. Ders esnasında da zihni bir yerde takılıp kalıyordu. Geçip giden o hadiselerden sonra sükûnete ermişken Çelebi’nin bu hali Lalasını endişelendirmişti.

“Toprağı bildin mi Çelebim ?”
“Lütfederseniz öğrenirim Lalam.” Devamı »

Aralık 12, 2008 Yazan: adigebatur | Hikaye | | Henüz Yorum Yok

Dile Gelmeyen

Anne; güzel sözlerle, ince davranışlarla, bir çiçek sürpriziyle, bir öncelik tanıma nezaketiyle, hasta ya da yorgun olduğunda ufak bir ilgiyle sevgisini göstermesini beklerken; baba, sevgisini, onu olduğu gibi kabul ederek, kızdığında onu kırmamak için öfkesini gizleyerek, kollayarak, koruyarak ve her şeyden sakınarak gösteriyordu.
Birçok kez baba, annenin isteklerini üzülerek de olsa yapmıyordu. Bu, annenin iyiliği içindi. Anne duygusaldı, hisleriyle hareket ediyordu. Bazen akıbeti hayır olmayan bir şeyi, bulunduğu anın koşulları içinde mutlu olmak için istiyordu. Anı düşünüyordu, anlık düşünüyordu. Devamı »

Mayıs 30, 2007 Yazan: adigebatur | Hikaye | | Henüz Yorum Yok

Padişah ve İhtiyar

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil’i kıyafet gezmeye karar

vermiş.Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında

çalışan yaşlı bir adam görmüşler..

Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.

Padişah, ihtiyari selamlamış.

” Selamünaleyküm ey pir’i fani…”

” Aleykümselam ey serdar’ı cihan…” Padişah sormuş.

” Altılarda ne yaptın ?”

” Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…” Padişah gene

sormuş: Devamı »

Mayıs 20, 2007 Yazan: fakirane | Hikaye | | 1 Yorum

Harut İle Marut

HARUT İLE MARUT “Kuyunun Hikayesi”

harut
… Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar
Zühre bir türkü tutturmuş Babil’den kalanYalancı dünya habersiz
Yalancı dünya sağır Bir Harut’la Marut bir de ben dinliyorum
Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi
Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın bağrına
Senin namına yıldızları kıskanıyorum
Kim bilir kaç milyon ışık yılı uzakta
Öfkeyle kollarını çemriyor yalancı fecir
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir.
Dilaver Cebeci

EVVELEN

Çölle ilgili her hikâye gibi bu hikâye de kuyuyla başlıyordu. Su, çölün kıymetlisiydi ve kuyu suyu bağrında taşıyordu. Su arayana Yusuf veriyordu bazen yahut ölümün eşiğindekine hayat…İhtiyar adam kuyuya yaklaşırken Yusuf bulmayı beklemiyordu elbet ama onu çölün en bilinmez köşesine atan kum fırtınasından sonra kuyuda hiç olmazsa bir damla umut bulabilirdi… Ama bunun yerine bir hikâye buldu. Yeryüzünde yaşamın başlamasıyla başlayan, bitmesiyle bitecek olan bir hikâye.

Devamı »

Mayıs 19, 2007 Yazan: adigebatur | Hikaye | | 6 Yorumlar