Diş Bilemek…
Rivayete göre sabah vakti Müslüman orduların karargahlarını uzaktan keşfe çıkan bir Haçlı müfrezesi onların sabah alacasında dereye indiklerini ellerindeki ağaç parçalarını dişlerine aşağı yukarı sürdüklerini sonra su ile ellerini yüzlerini kollarını ayaklarını yıkayıp gittiklerini görüp bunun ne olduğunu anlayamayınca bir nevi harbe hazırlık seremonisi yaptıklarına kendilerini inandırırlar. Gelip ordu içinde bunu dillendirdiklerinde ortalık birbirine girer ve şu yolda cümleler yüksek sesle söylenmeye başlar. Müslümanlar yine bilmediğimiz bir harp hilesi yapıyorlar anlaşılan. Hem bu sefer dişlerini de bileyerek bizi parçalamak niyetindeler .Başınızı kurtarın Devamı »
Perhiz
Siir yazmaya hevesli zengin bir aga, yazdıgı siirleri usagı ile incelemesi için meshur sair Keçecizade Izzet Molla’ya
yollamıs. Izzet Molla bakmıs siirlerin ipe sapa gelir yanı yok, agaya, “Perhiz yapsın” diye (Az ve öz yazsın anlamında) haber
göndermis. Aradan zaman geçmis. Aga, Izzet Molla’ya bir tomar daha siir göndermis. Izzet Molla yine, “perhiz yapsın” demis.
Bir müddet sonra aga bir parti daha siir yollamıs. Izzet Molla siirlerin çokluguna bakıp aganın perhize devam etmesini isteyince
usak, “Efendim, agam o kadar perhiz yaptı ki igne iplige döndü, devam edecek hali kalmadı” demis. Izzet Molla Parlamıs: “Ulan,
agan bu derece sıkı perhiz yapıyor da bunca pislikleri neresinden çıkarıyor?…”
Böyle Bir Uşak
Hüsrev Pasa sinirli ve hırçın tabiatlı biriymis. Sık sık çevresindeki, emri altındaki kisileri azarlar, kırarmıs. Yine öfkeli bir
anında usagını agır bir sekilde azarlamıs, hakarette bulunmus. Usak:
— Artık bu kadarı fazla, diyerek alıp basını gitmis.
Bunu duyan usak simsarları hemen Hüsrev Pasa’nın konagına damlamıslar. Hüsrev Pasa aradıgı usakta bulunmasını
istedigi nitelikleri sıralamaya baslamıs:
— Benim huyumu biliyorsunuz, bana buna göre bir usak bulacaksınız. Bulacagınız usak öyle zır cahil olmasın. Az çok
okuma yazma bilsin, biraz mürekkep yalamıslıgı olsun. Devamı »
Dilenciler
Koca Ragıb Mehmet Paşa Mısır valisi olup Bulak’a vardığında merasim ile karşılandığı sırada yolunun üzerine sayısız dilenci sıralanmış. Paşa bunları görünce görevlilere sormuş:
- Bunlar saraya varıncaya kadar böyle kesret üzere midir?
- Beli. Eslafınız zamanında dahi bunlar böyle dizilirler; iki taraftan beşer onar adam bunlara sadaka verirdi.
Paşa hayret içinde çıkışmış:
- Bunca dilenciye akçe yetiştirmek ne kabil? Eğer bunlara sadaka verilmek lazım gelir ise saraya varınca biz de sadakaya muhtaç olup üst başlarında durmamız iktiza eder.
Rahmetullahi aleyh!


